Bana hikayeni anlat

Bana hikayeni anlat


Furkan Tarık Aydın
Furkan Tarık Aydın
Bana hikayeni anlat

Sokak jargonunda bir söz vardır. Bazen çok konuşana, bazen olayı köpürtene, bazen de istemediğimiz şeyleri duyduğumuzda “Bana hikaye anlatma” deriz. Bu söz,  gerçekliğe olan bağlığımızdan değildir; anlatının sıkıcılığından ve yanlışlığından kaynaklanır. Çünkü kitleler inanmaya isteklidir. Bu nedenle akıcı ve tutarlı bir hikaye içerisinde mantıksal ögelerin eksikliğinin farkına varamazlar.

Anlatı ne kadar etkileyici olursa takipçi, hikayenin içinde aynı oranda kaybolacaktır. Hikaye evreni içerisinde kaybolan bir takipçi, kendi hayal dünyası içerisinde hikayeye başka bir gözle bakacak ve hikayenin evreni ile kendi düşünce evrenini eşleştirecektir. Zaman içerisinde hikaye ve gerçek dünya arasındaki çizgi silinmeye başladığında hikaye evreninin, kişinin düşünce evrenine oranla daha yönlendirici olmasından dolayı takipçi hikayenin düşüncelerini kendi düşünceleri sanacaktır. Eğer bu sözlerin bir hikaye olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Çünkü bu sözler bir hikaye değil, hikaye anlatıcısı tanımlamasıdır.

Dünya internet çağı ile hızlı bir değişim sürecine girdi. İnsanlar kendilerini çok daha değerli hissetmeye başladı. Dünyaca ünlü sosyal medya fenomenleri milyonlarca insan tarafından takip edilmeye değer görülüyor. Bunun tek nedeni başarılı bir sporcu, oyuncu veya güzel bir manken olmak değil. Bu popülaritenin altında merak duygusu yatıyor. İnsanlar farklı olanın hikayesini merak ederler. Ama insanların asıl istekleri farklılıkları görmek değildir; onlar farklı olan ile kendileri arasındaki benzerlikleri görmek isterler. Bu nedenle birçok başarılı insan konuşma yaparken başardıktan sonra ne yaptıklarına çok az değinirler. Uzunca bir süre ne kadar başarısız olduklarından, kaç kere denediklerinden ve kaç kere yanıldıklarından bahsederler; sonrasında “Bir gün geldi ve başardım” derler. Başarısızlıkları onlarca cümle ile başarılarını ise bir-iki cümle ile anlatırlar. Bunun amacı insanların motivasyonlarını  artırmaktır. Eğer bir konuşmacı “Ailem orta sınıfın üstünde bir gelire sahipti, beni yurtdışında okuttular ve ben  bugün 3 dil biliyorum” dese salondaki birçok kişi elendiğini hissederdi. Bu nedenle hikayelerimiz kapsayıcı olmalıdır. En dipten en tepeye giden hikayeler, doğal akış içerisinde toplumun her basamağına değerler.

Son zamanlarda YouTube’da hangi videoları izlediğimi düşünmeye başladım. Beni bu düşünceye iten şey, düşünce dünyamdaki anlık değişimler oldu. Son bir iki yıldır yazar, oyuncu, iş insanı ve siyasetçilerin röportajlarını izlemeye başladığımı fark ettim. TEDx gibi birçok platformda oyuncu, yazar ve iş insanlarını zaten takip edebiliyordum, bu kişiler benim için yeni değildi; ancak siyasetçilerin YouTube videolarındaki röportajları, diğer televizyon ve gazete röportajlarından oldukça farklıydı. Birkaç politik nükteli espri haricinde neredeyse hiç politika konuşmuyorlar. Yalnızca kendi hikayelerini anlatıyorlar, yani bizleri. En iyi yaptıkları yemekler, en son izledikleri filmler, en sevdikleri şarkılar gibi klişe sorulara bile o kadar içten ve samimi cevap veriyorlar ki konuşan kişi ile en zıt düşünceye bile sahip olsanız bazen bir yemek, bazen bir şarkı bizleri ortak noktada buluşturuyor. Tüm bunlardan şu sonucu çıkarıyorum: Hiçbir çıkar olmadan samimi içten bir sohbeti, sıcak bir gülümsemeyi özlemişiz.

Türkiye’de seçimler ne zaman olur, kim aday olur bilemem ama kazanan hikayesini en çok tekrar eden değil, hikayesine insanı en çok katan olur. 

Umarım herkesin güzel bir hikayesi olur…

Bu İçeriği Paylaş
Yorumları Göster (0)

Yorumlar

Benzer Yazılar

Televizyonlarımızı yakmalı mıyız?
Medya

Televizyonlarımızı yakmalı mıyız?

Televizyon izlemek, televizyon izleyicileri ile televizyon yararlı mı yoksa zararlı mı konuları değişmeyen gündemler. Hangi perspektiften baktığımızın önemi yadsınamaz ama...

tarihinde Berna Balkaya tarafından yayınlandı.