Costanza’nın tampon bölgesi veya yeni kamuculara bir emeklilik politikası önerisi

Costanza’nın tampon bölgesi veya yeni kamuculara bir emeklilik politikası önerisi


Burak Yılmaz
Burak Yılmaz
Costanza’nın tampon bölgesi veya yeni...

Seinfeld izlemenin insana gündelik hayatın verdiği stresi attıran bir yanı olduğunu hayranları bilir. Zamana yenilmeyen bu dizinin bir bölümünde George Costanza karakterini, ebeveynlerinin verdiği Florida’ya taşınma kararı sebebiyle oldukça mutlu görürüz. Ailesiyle arasına Jerry’nin deyimiyle bir “tampon bölge” koyma fırsatı yakalayan Costanza, hayata yeniden başlayabilme şansı yakaladığı için oldukça sevinçlidir. New York’u terk edip Florida’ya taşınmanın hem emekli bir çift için avantajları hem de çocuklarının hayatına getirebileceği kolaylıklar mizah unsurlarıyla birlikte bölümde işlenir. Zaten emeklilikte Florida’ya taşınma modasından dizi boyunca çeşitli bölümlerde ara ara komik yönleriyle bahsedilir.
Öylesine izlendiğinde beyni gevşeten bu konu, Türkiye’de emeklilerin hem içinde yaşadığımız dönemde hem de yakın tarih boyunca yaşadığı zorlayıcı şartlar göz önünde bulundurulduğunda bence önemli bir meseleye işaret ediyor. Konut sahipliğinin yarı-doğal bir faktör olduğu ve gündelik hayatın ve sosyal ilişkilerin insanlar için çok da zorlayıcı geçmediği taşrayı bir kenara koyup büyükşehirlerdeki duruma baktığımızda tablo gerçekten iç karartıcı. Hepimiz her gün caddelerde dolaşırken banklarda yahut kahvehanelerde gün geçiren emeklilere rastlıyoruz. Gördüğümüz bu emeklilerden kimileri son dönemin modası sokak röportajlarına da konuk olup çoğu zaman genç insanlarda asabi tepkiler de oluşturuyorlar.

Seinfeld

Seinfeld


Resmi rakamlara göre Türkiye’de 13 milyondan fazla emekli bulunuyor. Bunların 8,5 milyondan fazlası işçi emeklisi ve bu 8,5 milyonun yarısına yakını 7 şehirde kayıtlı. İstanbul 2 milyon işçi emeklisiyle başı çekerken, onu İzmir, Ankara, Bursa, Kocaeli, Adana ve Antalya takip ediyor. Türkiye’de %60’lar civarında seyreden konut sahipliği oranını esas alırsak saydığımız 7 şehirde kayıtlı yaklaşık 1,8 milyon konutsuz emekli olduğu varsayımında bulunabiliriz. Genç nüfusun fazlalığı sebebiyle yukarı yaş grubunda konut sahipliğini daha yüksek kabul etsek bile, farz edelim %75, yaklaşık 1 milyon civarı bir konutsuz işçi emeklisinin varlığından söz edebiliriz. Tekrar hatırlatayım, bu sayı sadece işçi emeklilerini ifade ediyor; esnaf, iş yeri sahibi ve memurlar buna dahil değil. Türkiye’de şu an bulunulabilecek en kötü durumun işçi emeklisi olmak olduğu, kanımca benimsenen siyasi görüş veya davranış fark etmeksizin hemen herkesin mutabık kalabileceği nadir konulardan. Şunu da kabul etmek gerekir ki Türkiye’de işçi emekliliği hiçbir dönemde memnuniyet veren bir durum olamadı.
Yaşlı nüfus açısından da bakalım. 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranı 2021 itibariyle (8,2 milyon) %9,7 iken, bu oranın TÜİK verilerine göre 2030’da %12,9’a, 2040’ta da %16,3’e yükselmesi öngörülüyor. Biraz detaya indiğimizde 8,2 milyon yaşlı nüfusun %8’i 85 yaş üstü, %27’si de 75-84 yaş arası. Çalışma çağındaki yüz kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranına baktığımızda ise 2021’de %14,3 olan bu oran, 2030’da %19,6, 2040’ta %25,3’e yükselecek.
Covid-19 salgınıyla sağlık sistemlerinin ihmal edilmişliğinin ortaya çıkışı, sosyal yardım politikalarına mecbur kalınması gibi faktörlerle ivme kazanan yeni kamucu rüzgârın Türkiye’de de etkilerinin ortaya çıkacağını öngörebiliriz. Bu rüzgârda bakıma muhtaç yaşlı/emekli nüfusa yönelik yeni politikaların geliştirilmesi bence kaçınılmaz ve gerekli. Özellikle büyükşehirlerde mukim düşük gelirli ve bakıma muhtaç emeklilere yönelik gelişmiş olanaklara sahip yaşam merkezlerinin inşası, özenli uygulandığı takdirde iyi bir yeni kamucu politika örneği olabilir.
“Huzurevleri zaten yok mu?” denebilir, fakat biraz daha detaylı ve geniş düşünülmesi iyi olur. Büyükşehirlerde huzurevlerini yaygınlaştırmak, mevcut kentsel rant ve konut ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda pek elverişli bir seçenek olmayacaktır. Bunun yerine şehir dışında veya taşrada geniş alanlara kurulacak bu yaşam merkezleri, içinde yaşlılık döneminin ihtiyaçlarını karşılayacak imkanları ücreti karşılığında emeklilerin kullanımına sunarak onlara hayata güzel bir veda şansı sağlayabilir.
Tekrar hatırlatmak istiyorum; kamu eliyle ya da kamu özel sektör işbirliğiyle inşa edilecek bu yaşam merkezlerinin öncelikli hedef kitlesi düşük gelirli işçi emeklileri olmalıdır. Çünkü bu tip emeklilik merkezlerinin dünyadaki örnekleri daha çok üst gelir grubu emeklilere geniş hizmetler sunan özel sektör girişimleri. Türkiye’de emeklilik şirketlerinin bu alana yönelmesi tabii ki teşvik edilebilir. Fakat kamunun düşük gelir grubunu önceliklendirmesi daha doğru olacaktır. İyi bir planlama ve ölçek ekonomisinin etkin kullanımı, bu hizmetin kamuya ilave mali yük getirmesine engel olabilir. Sonuçta işçi emeklilerinin de buradaki işletme maliyetlerini karşılayabilecekleri bir geliri mevcut. Buna ilaveten güneş enerjisinin kullanımı, yağmur suyu hasadı, akıllı bina uygulamaları gibi tek seferlik yatırımlar, bu merkezlerin işletme maliyetlerinin düşük kalmasını da sağlayabilir.
Ayrıca bu merkezlerde hizmet sağlayacak işgücü, istihdamın nitelikli alanlarda yaygınlaşmasını ve yerel ekonomilerin dinamizm kazanmasını sağlayacaktır. Emeklilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili araştırmalar incelendiğinde, ana başlıkların yalnızlık ve izolasyon, eşine bakım sağlamak zorunda olmak, kronik sağlık problemleri, akıl sağlığı problemleri, kötü beslenme gibi konular olduğunu görüyoruz. Hemşirelik, psikologluk, diyetisyenlik gibi Türkiye’de üniversite mezuniyeti sonrası iş bulmanın çok da kolay olmadığı alanlarda istihdam olanağı, bu yaşam merkezleriyle kolaylaşabilir. Hepsinden öte büyükşehir yaşamının keşmekeşi içinde kendilerine bağımlı yaşlıların bakımını genç/orta yaş grubunun omuzlarından alarak onların ekonomiye daha verimli bir katılım sağlamasının da önü açılacaktır.
Bunlar ilk bakışta akla gelen fikirler. Bu merkezlerin sunacağı hizmetlere yönelik düzenlenecek bir fikir maratonu, çok daha kapsamlı bir politikalar bütününün oluşturulmasını sağlayabilir. Yeter ki bunu hayata geçirecek siyasal irade olsun.

Bu İçeriği Paylaş
Yorumları Göster (0)

Yorumlar